K. Selim Can

K. Selim Can, 15 yılı aşkın bir süre boyunca Türkiye’nin çeşitli ceza infaz kurumlarında Güvenlik ve Gözetim Servisi Sorumlusu olarak görev yapmış; bu süreçte yalnızca hükümlü ve tutuklularla değil, aynı zamanda insan ruhunun saklı kalan taraflarıyla da yüzleşmiştir. Cezaevlerinin soğuk duvarları arasında sadece cezaların infazını gerçekleştiren bir gözlemci değil, suçun ve cezanın ardındaki insani hikâyeleri anlamaya çalışan bir yolcu olmuştur.

Selim Can’ın yıllar süren tecrübeleri, suçluluğun yalnızca dışsal bir eylem değil; insanın iç dünyasında yaşadığı çatışmaların, geçmişin izlerinin ve toplumsal yapının bir yansıması olduğunu ortaya koymuştur. Ona göre suç; insanın taşıyamadığı acıların, bastırılmış haykırışların ve iyileştirilmeyi bekleyen yaraların dışa vurumudur. Ancak bu karanlık, aynı zamanda bir dönüşümün başlangıcı olabilir.

Hükümlülerin ıslahı ve topluma kazandırılması üzerine yaptığı çalışmalar, Selim Can’ı suç ve değişim arasındaki hassas dengeyi keşfetmeye yönlendirmiştir. İnsanların en karanlık anlarında bile iyileşme ve dönüşüm potansiyeli taşıdığına olan inancı, onu bu derin yolculuğa çıkmaya teşvik etmiştir. Felsefe, psikoloji, nörobilim ve nöro-dilsel programlama gibi alanlarda edindiği bilgi birikimi, ona insan ruhunun karmaşıklığını ve iyileşme kapasitesini anlamada eşsiz bir perspektif kazandırmıştır.

Bu kitap, Selim Can’ın yıllar süren gözlemleri ve içsel keşiflerinin bir yansımasıdır. Sadece suçlu bireylerin ıslahına odaklanmakla kalmaz, aynı zamanda insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleşerek nasıl yeniden doğabileceğine dair bir yolculuk sunar. Selim Can, kitabında suçun yalnızca cezalandırılması gereken bir eylem değil, aynı zamanda insanın kendi yaralarını anlaması ve iyileştirmesi için bir fırsat olduğunu vurgular.

Selim Can, suç ve ceza kavramlarının ötesine geçerek bir insanın gerçek anlamda değişebilme ve topluma yeniden kazandırılma sürecinin mümkün olduğunu gösteriyor. Bu eser, okuyucuyu yalnızca suçun arkasındaki insan hikâyelerini anlamaya davet etmekle kalmıyor; aynı zamanda her bireyin, kendi içsel yolculuğunda bir rehber olmayı da amaçlıyor.

Selim Can, ilhamını Alfred Adler’in “toplumsal bağlılık” ve “bireysel sorumluluk” kavramlarından alarak bireylerin ve kurumların dönüşümüne gönüllü rehberlik etmektedir. Adler’in insan ruhunun iyileşme ve gelişiminde başkalarına katkıda bulunmanın ve toplumla dayanışma içinde olmanın önemine dair öğretilerini kendi yaşam felsefesi hâline getirmiştir.

Adler’in bakış açısıyla, bireyin gerçek mutluluğu ve kendini gerçekleştirmesi, topluma fayda sağlama bilinciyle mümkün olur. Selim Can, bu bilinçle bireylerin içsel güçlerini keşfetmelerine yardımcı olurken kurumlara da sağlıklı ve bilinçli bir toplumsal yapı inşa etmeleri için danışmanlık yapmaktadır.

Onun çalışmaları, yalnızca kişisel gelişimi değil; toplumsal iyileşmeyi de hedefler. İnsanların karanlıkta kalmış potansiyellerini aydınlatmak ve hayatlarında önemli dönüşümler başlatmak için yola çıkan Selim Can, “Bir bireyi iyileştirmek, bir toplumu iyileştirmenin ilk adımıdır.” anlayışını benimseyerek Adlerci bir perspektifle topluma hizmet etmektedir.

“İnsan, en karanlık gölgelerinden kaçmayı bırakıp onlarla yüzleştiğinde, kendi içinde saklı olan ışığı bulur. Affetmek ve pişmanlıkla barışmak, yıkılmış bir hayatı yeniden inşa etmenin en cesur adımıdır.”